Modern yazılım geliştirme ve sunucu yönetimi süreçleri, hızla değişen teknoloji dünyasında sürekli olarak yeni zorluklarla karşılaşmaktadır. Uygulamaların farklı ortamlarda tutarlı bir şekilde çalışmasını sağlamak, bağımlılıkları yönetmek ve kaynakları verimli kullanmak, sistem yöneticileri ve geliştiriciler için her zaman öncelikli hedefler olmuştur. Geleneksel sunucu yönetimi yöntemlerinin yetersiz kaldığı bu noktada, Docker gibi konteynerleştirme teknolojileri devrim niteliğinde çözümler sunarak tüm bu süreçleri kökten değiştirmiştir. Docker, uygulamaları tüm bağımlılıklarıyla birlikte paketleyerek “bir kez yaz, her yerde çalıştır” felsefesini gerçeğe dönüştürür ve sunucu yönetimini hiç olmadığı kadar basit, hızlı ve verimli hale getirir.
İçerik Tablosu
Geleneksel Sunucu Yönetimi ve Karşılaşılan Zorluklar
Konteyner teknolojilerinin yükselişinden önce sunucu yönetimi, hem donanım hem de yazılım katmanında ciddi zorluklar barındıran karmaşık bir süreçti. Bu dönem, fiziksel sunucuların hantallığından sanal makinelerin getirdiği yeni güçlüklere kadar uzanan bir evrimi kapsar. Geliştirme ve operasyon ekipleri arasındaki uyumsuzluklar ise bu süreci daha da karmaşık hale getiriyordu.
Sanallaştırma Öncesi Dönem: Fiziksel Sunucular ve Sorunları
Sanallaştırma teknolojileri yaygınlaşmadan önce, uygulamalar doğrudan fiziksel sunucular üzerinde çalıştırılırdı. Genellikle “bir sunucu, bir uygulama” modeli benimsenirdi. Bu yaklaşım, donanım kaynaklarının verimsiz kullanılmasına yol açıyordu; çünkü bir uygulama, sunucunun işlemci, bellek ve depolama kapasitesinin yalnızca küçük bir kısmını kullanırdı. Yeni bir uygulama dağıtmak, haftalar süren yeni bir fiziksel sunucu tedarik ve kurulum süreci gerektiriyordu. Bu durum, yüksek maliyet, enerji tüketimi ve bakım zorlukları gibi ciddi sorunları beraberinde getiriyordu.
Sanal Makineler (VMs) ile Gelen Çözümler ve Yeni Zorluklar
Sanallaştırma teknolojisi, fiziksel bir sunucuyu birden fazla sanal makineye (VM) bölerek kaynak verimliliği sorununa önemli bir çözüm getirdi. Her bir VM, kendi işletim sistemini ve kütüphanelerini barındıran, donanımdan tamamen izole bir ortam sunuyordu. Bu sayede tek bir fiziksel sunucuda birden çok uygulama çalıştırmak mümkün hale geldi. Ancak sanal makineler de kendi zorluklarını getirdi. Her VM’nin tam bir işletim sistemi (Guest OS) içermesi, diskte gigabaytlarca yer kaplamalarına ve dakikalar süren başlatma sürelerine neden oluyordu. Kaynak tüketimi hala yüksekti ve VM imajlarının yönetimi ve taşınması oldukça hantaldı.
“Benim Makinemde Çalışıyordu” Sendromu ve Bağımlılık Cehennemi (Dependency Hell)
Geleneksel yaklaşımların en büyük sorunlarından biri, geliştirme, test ve üretim ortamları arasındaki tutarsızlıklardı. Bir geliştiricinin kendi bilgisayarında sorunsuz çalışan bir uygulama, farklı kütüphane sürümleri, işletim sistemi yapılandırmaları veya ortam değişkenleri nedeniyle test veya üretim sunucusunda çalışmayabiliyordu. Bu durum “benim makinemde çalışıyordu” sendromu olarak bilinir. Aynı zamanda, bir uygulamanın ihtiyaç duyduğu onlarca farklı kütüphane ve paketin birbiriyle uyumlu sürümlerini yönetmek, “bağımlılık cehennemi” (dependency hell) adı verilen karmaşık ve zaman alıcı bir soruna yol açıyordu.
Docker’a Giriş: Konteyner Teknolojisinin Temelleri
Geleneksel sunucu yönetiminin getirdiği zorluklar, daha hafif, taşınabilir ve verimli bir çözüme olan ihtiyacı ortaya çıkardı. İşte bu noktada Docker ve konteyner teknolojisi devreye girerek uygulama geliştirme ve dağıtım süreçlerinde yeni bir çağ başlattı. Docker, uygulamaları ve bağımlılıklarını standartlaştırılmış birimler olan konteynerler içinde paketleyerek bu sorunları kökünden çözer.
Docker Nedir?
Docker, geliştiricilerin ve sistem yöneticilerinin uygulamaları konteynerler içinde geliştirmesini, dağıtmasını ve çalıştırmasını sağlayan açık kaynaklı bir platformdur. Temel amacı, herhangi bir uygulamanın herhangi bir altyapıda sorunsuz bir şekilde çalışmasını sağlamaktır. Docker, yazılımı, çalıştığı ortamdan soyutlayarak tutarlılık ve taşınabilirlik sunar. Bu sayede, geliştirme ortamında oluşturulan bir konteyner, test ve üretim ortamlarında hiçbir değişiklik yapılmadan aynı şekilde çalışabilir.
Konteyner (Container) Kavramı Nedir?
Bir konteyner, bir uygulamayı çalıştırmak için gereken her şeyi içeren hafif, bağımsız ve çalıştırılabilir bir pakettir: kod, çalışma zamanı (runtime), sistem araçları, kütüphaneler ve ayarlar. Sanal makinelerin aksine, konteynerler kendi işletim sistemlerini içermezler. Bunun yerine, üzerinde çalıştıkları ana makinenin (host) işletim sistemi çekirdeğini (kernel) paylaşırlar. Bu özellikleri, onları son derece verimli, hızlı başlatılabilir (saniyeler içinde) ve düşük kaynak tüketimli hale getirir.
İmaj (Image) Kavramı Nedir?
Docker imajı, bir konteyner oluşturmak için talimatlar içeren, salt okunur bir şablondur. Bir imaj, uygulamanın kodunu, kütüphanelerini, bağımlılıklarını ve çalıştırılması için gerekli diğer dosyaları barındırır. İmajlar, katmanlı bir yapıya sahiptir; her katman, bir önceki katmanın üzerine eklenen bir dosya sistemi değişikliğini temsil eder. Bu yapı, imajların verimli bir şekilde depolanmasını ve paylaşılmasını sağlar. Bir imaj, bir konteynerin “planı” veya “tasarımı” olarak düşünülebilir; bu imajdan çalışan bir örnek (instance) oluşturulduğunda ise buna konteyner denir.
Konteynerler ve Sanal Makineler Arasındaki Temel Farklar
Konteynerler ve sanal makineler (VM’ler) genellikle birbiriyle karıştırılsa da, mimari ve verimlilik açısından temel farklılıklara sahiptirler. Her ikisi de uygulamaları izole ortamlar içinde çalıştırma amacı güder, ancak bunu farklı katmanlarda ve farklı yöntemlerle yaparlar. Bu farkları anlamak, Docker’ın neden bu kadar devrimsel bir teknoloji olduğunu kavramak için kritik öneme sahiptir.
| Özellik | Sanal Makineler (VMs) | Konteynerler (Docker) |
|---|---|---|
| Soyutlama Seviyesi | Donanımı sanallaştırır. Her VM kendi işletim sistemine (Guest OS) sahiptir. | İşletim sistemini sanallaştırır. Ana makinenin (Host OS) çekirdeğini paylaşır. |
| Boyut | Genellikle birkaç GB boyutundadır çünkü tam bir işletim sistemi içerir. | Genellikle birkaç MB boyutundadır, yalnızca uygulama ve bağımlılıklarını içerir. |
| Başlatma Süresi | Dakikalar sürebilir (tam bir işletim sistemi önyüklemesi gerekir). | Saniyeler veya milisaniyeler içinde başlar. |
| Kaynak Tüketimi | Yüksek RAM ve CPU tüketimi; her VM için ayrı kaynak ayrılması gerekir. | Düşük RAM ve CPU tüketimi; kaynakları daha verimli kullanır. |
| Taşınabilirlik | İmajların büyük olması nedeniyle taşınması daha zordur ve hipervizör bağımlılığı olabilir. | Son derece taşınabilirdir; herhangi bir Docker destekli ortamda çalışır. |
| İzolasyon | Donanım seviyesinde tam izolasyon sağlar. | Süreç (process) seviyesinde izolasyon sağlar, daha az katıdır ama çoğu senaryo için yeterlidir. |
Docker’ın Mimarisi ve Ana Bileşenleri
Docker’ın gücü, basit ve etkili bir mimariye sahip olmasından gelir. Bu mimari, istemci-sunucu modeline dayanır ve birkaç temel bileşenin uyum içinde çalışmasıyla konteynerlerin oluşturulmasını, yönetilmesini ve dağıtılmasını sağlar. Docker’ın nasıl çalıştığını anlamak için bu ana bileşenleri tanımak önemlidir.
Docker Engine (Docker Motoru)
Docker Engine, Docker’ın kalbidir ve arka planda sürekli çalışan bir servis (daemon) olan Docker sunucusu, bir REST API ve bir komut satırı arayüzü (CLI) istemcisinden oluşur. Docker daemon’ı (dockerd), Docker imajlarını oluşturma, çalıştırma ve yönetme gibi ağır işleri yapar. Konteynerlerin ağ ve depolama gibi kaynaklarını yönetir ve istemciden gelen komutları dinleyip işler.
Docker İstemcisi ve Sunucusu (Client-Server Mimarisi)
Docker, bir istemci-sunucu mimarisi kullanır. Docker istemcisi, kullanıcıların Docker ile etkileşim kurduğu birincil arayüzdür. `docker run`, `docker build` gibi komutları yazdığınız terminal, Docker istemcisidir. Bu istemci, komutları bir REST API aracılığıyla Docker sunucusuna (Docker daemon) gönderir. Sunucu bu komutları alır, yorumlar ve gerekli işlemleri (imaj oluşturma, konteyner başlatma vb.) gerçekleştirir. İstemci ve sunucu aynı makinede çalışabileceği gibi, istemci uzak bir sunucudaki Docker daemon’ına da bağlanabilir.
Dockerfile: Konteynerlerin İnşa Planı
Dockerfile, bir Docker imajının nasıl oluşturulacağını adım adım tanımlayan basit bir metin dosyasıdır. İçinde, temel alınacak imajı (`FROM`), çalıştırılacak komutları (`RUN`), kopyalanacak dosyaları (`COPY`) ve konteyner başladığında yürütülecek varsayılan komutu (`CMD`) belirten bir dizi talimat bulunur. Dockerfile, bir uygulamanın ortamını kod olarak tanımlamanın (Infrastructure as Code) standart bir yoludur. Bu sayede imaj oluşturma süreci otomatikleştirilir, tekrarlanabilir ve sürüm kontrol sistemlerinde takip edilebilir hale gelir.
Docker Hub ve Diğer Kayıt Depoları (Registries)
Docker Registry, Docker imajlarının saklandığı ve dağıtıldığı bir depolama sistemidir. Docker Hub, en bilinen halka açık kayıt deposudur ve Nginx, Ubuntu, Python gibi binlerce resmi ve topluluk tarafından oluşturulmuş imajı barındırır. Geliştiriciler, `docker pull` komutuyla bu imajları kolayca indirebilir veya `docker push` komutuyla kendi imajlarını buraya yükleyebilirler. Şirketler ayrıca, güvenlik ve gizlilik nedeniyle kendi özel kayıt depolarını (private registry) kurarak imajlarını kurum içinde saklayabilirler.
Docker’ın Sunucu Yönetimini Kolaylaştıran Avantajları
Docker, sunduğu yenilikçi yaklaşımlarla sunucu yönetimi ve yazılım dağıtım süreçlerini temelden değiştirmiştir. Geleneksel yöntemlerin getirdiği karmaşıklığı ortadan kaldırarak geliştiricilere ve sistem yöneticilerine hız, verimlilik ve tutarlılık kazandırır. Bu avantajlar, modern altyapıların vazgeçilmez bir parçası olmasını sağlamıştır.
Taşınabilirlik (Portability): Her Ortamda Tutarlı Çalışma
Docker’ın en büyük avantajlarından biri taşınabilirliktir. Bir uygulama ve tüm bağımlılıkları bir konteyner içine paketlendiğinde, bu konteyner Docker’ın çalıştığı her yerde (geliştiricinin dizüstü bilgisayarı, test sunucusu, veri merkezi veya Cloud Sunucu) aynı şekilde çalışır. Bu, “benim makinemde çalışıyordu” sorununu tamamen ortadan kaldırır ve geliştirme ile üretim ortamları arasında tam bir tutarlılık sağlar.
Hız ve Verimlilik: Anında Başlatma ve Düşük Kaynak Tüketimi
Konteynerler, sanal makinelerden çok daha hafiftir. Ana makinenin işletim sistemi çekirdeğini paylaştıkları için kendi işletim sistemlerini başlatma yükümlülükleri yoktur. Bu sayede konteynerler saniyeler içinde başlatılabilirken, sanal makinelerin başlatılması dakikalar sürebilir. Ayrıca, daha az RAM ve CPU tükettikleri için tek bir sunucu üzerinde çok daha fazla sayıda konteyner çalıştırılabilir. Bu da donanım kaynaklarının maksimum verimlilikle kullanılmasını sağlar.
İzolasyon: Uygulamaların Birbirinden Bağımsız Çalışması
Docker, her konteyneri kendi izole edilmiş ortamında çalıştırır. Bir konteyner içindeki süreçler, diğer konteynerlerdeki veya ana makinedeki süreçlerden habersizdir. Bu izolasyon, uygulamaların birbirlerinin kütüphaneleri veya yapılandırmalarıyla çakışmasını engeller. Aynı zamanda güvenlik katmanı da sağlar; bir konteynerde oluşabilecek bir güvenlik açığının diğer konteynerlere veya ana sisteme sıçrama riski azalır.
Ölçeklenebilirlik (Scalability): Kolayca Yatay Genişleme
Uygulamanızın trafiği arttığında, Docker ile yeni konteyner örnekleri oluşturmak son derece kolay ve hızlıdır. Tek bir komutla uygulamanızın onlarca veya yüzlerce kopyasını anında çalıştırarak yükü dağıtabilirsiniz. Bu yatay ölçeklenebilirlik, özellikle mikroservis mimarileri için kritik öneme sahiptir ve uygulamaların değişen taleplere anında yanıt vermesini sağlar.
Sürüm Kontrolü ve Sürekli Entegrasyon/Dağıtım (CI/CD) Kolaylığı
Docker imajları, katmanlı yapısı sayesinde sürüm kontrolüne çok uygundur. Bir Dockerfile dosyasını Git gibi bir sürüm kontrol sisteminde saklayarak altyapınızı kod olarak yönetebilirsiniz. Her imaj sürümüne bir etiket (tag) atanabilir, bu da eski sürümlere geri dönmeyi (rollback) kolaylaştırır. Bu özellikler, Docker’ı Jenkins, GitLab CI gibi CI/CD araçlarıyla mükemmel bir şekilde entegre eder ve yazılımın test edilip dağıtılması süreçlerini tamamen otomatik hale getirir.
Docker’ın Yaygın Kullanım Alanları ve Senaryoları
Docker’ın esnekliği ve verimliliği, onu yazılım yaşam döngüsünün birçok farklı aşamasında ve çeşitli teknoloji alanlarında popüler bir araç haline getirmiştir. Geliştirme ortamlarının standartlaştırılmasından karmaşık mikroservis mimarilerinin yönetimine kadar geniş bir yelpazede çözümler sunar.
Geliştirme Ortamlarının Standartlaştırılması
Docker’ın en temel ve yaygın kullanım alanlarından biri, tüm geliştirme ekibi için tutarlı ve tekrarlanabilir geliştirme ortamları oluşturmaktır. Bir `Dockerfile` ve `docker-compose.yml` dosyası ile bir projenin ihtiyaç duyduğu tüm servisler (veritabanı, önbellek sunucusu, uygulama sunucusu vb.) tanımlanabilir. Ekibe yeni katılan bir geliştirici, tek bir komutla tüm bu ortamı kendi makinesinde ayağa kaldırabilir. Bu, “benim makinemde çalışıyordu” sorununu tamamen ortadan kaldırır ve herkesin aynı ortamda çalışmasını garanti eder.
Mikroservis Mimarileri
Docker, mikroservis mimarilerinin adeta doğal bir tamamlayıcısıdır. Mikroservis yaklaşımında, büyük bir monolitik uygulama, her biri kendi işlevinden sorumlu olan küçük, bağımsız servislere bölünür. Docker, bu servislerin her birini kendi izole konteyneri içinde paketlemek, dağıtmak ve ölçeklendirmek için mükemmel bir ortam sunar. Her servis, diğerlerinden bağımsız olarak geliştirilebilir, güncellenebilir ve ölçeklendirilebilir, bu da sistemin genel esnekliğini ve dayanıklılığını artırır.
Uygulama Dağıtım Süreçlerinin Otomasyonu
Docker, Sürekli Entegrasyon ve Sürekli Dağıtım (CI/CD) süreçlerinin merkezinde yer alır. Bir geliştirici kodunu kaynak kontrol sistemine (örn. Git) gönderdiğinde, CI/CD sunucusu (örn. Jenkins) otomatik olarak bu kodu test eder, bir Docker imajı oluşturur ve bu imajı bir kayıt deposuna (registry) gönderir. Ardından, bu yeni imaj otomatik olarak test veya üretim ortamlarına dağıtılabilir. Bu otomasyon, yazılım teslimat sürecini hızlandırır, insan hatasını azaltır ve dağıtımları güvenilir hale getirir.
Veri Bilimi ve Makine Öğrenmesi Projeleri
Veri bilimi ve makine öğrenmesi projeleri, genellikle Python, R gibi dillerin yanı sıra TensorFlow, PyTorch, scikit-learn gibi çok sayıda karmaşık kütüphane ve bağımlılığa ihtiyaç duyar. Bu ortamları manuel olarak kurmak ve farklı makinelerde yeniden oluşturmak zordur. Docker, tüm bu bağımlılıkları bir imaj içinde paketleyerek bu sorunu çözer. Bu sayede, veri bilimciler tarafından oluşturulan modeller ve analizler, herhangi bir Docker ortamında kolayca tekrarlanabilir ve paylaşılabilir hale gelir.
Docker ile Çalışmaya Başlamak: Temel Komutlar ve İş Akışı
Docker’ın teorik faydalarını anladıktan sonra, pratik kullanıma geçmek oldukça basittir. Docker, sezgisel bir komut satırı arayüzü (CLI) sunar ve temel bir iş akışını takip ederek kısa sürede kendi uygulamalarınızı konteynerleştirmeye başlayabilirsiniz. İşte Docker dünyasına ilk adımı atmak için gerekenler.
Docker Kurulumu ve Yapılandırması
Docker’ı kullanmaya başlamanın ilk adımı, onu işletim sisteminize kurmaktır. Docker, Windows, macOS ve çeşitli Linux Hosting dağıtımları için resmi kurulum paketleri sunar. Docker Desktop, Windows ve macOS için grafiksel bir arayüz ile birlikte gelirken, Linux sistemlerinde genellikle paket yöneticileri (apt, yum vb.) aracılığıyla kurulur. Kurulum tamamlandıktan sonra, `docker –version` komutu ile kurulumu doğrulayabilir ve Docker daemon’ının çalıştığından emin olabilirsiniz.
Sık Kullanılan Docker CLI Komutları (docker run, docker build, docker pull, docker ps)
Docker ile etkileşim kurmak için kullanılan birkaç temel komut vardır. Bu komutlar, günlük iş akışının temelini oluşturur ve konteyner yaşam döngüsünü yönetmenizi sağlar.
- docker pull [İMAJ_ADI]: Docker Hub gibi bir kayıt deposundan bir imajı yerel makinenize indirmek için kullanılır. Örneğin, `docker pull nginx` komutu en son Nginx web sunucusu imajını çeker.
- docker build -t [ETİKET_ADI] .: Bulunduğunuz dizindeki bir Dockerfile’ı kullanarak yeni bir imaj oluşturur. `-t` parametresi ile imaja bir isim ve etiket (tag) verirsiniz.
- docker run [SEÇENEKLER] [İMAJ_ADI]: Bir imajdan yeni bir konteyner başlatır. Port yönlendirme (`-p`), arkaplanda çalıştırma (`-d`) gibi birçok seçenekle kullanılabilir. Örneğin, `docker run -d -p 8080:80 nginx` komutu, Nginx konteynerini arkaplanda başlatır ve ana makinenin 8080 portunu konteynerin 80 portuna bağlar.
- docker ps: Şu anda çalışan konteynerleri listeler. Tüm konteynerleri (durdurulmuş olanlar dahil) görmek için `docker ps -a` komutu kullanılır.
- docker stop [KONTEYNER_ID]: Çalışan bir konteyneri durdurur.
- docker rm [KONTEYNER_ID]: Durdurulmuş bir konteyneri sistemden kaldırır.
- docker images: Yerel makinenizde bulunan tüm imajları listeler.
Basit bir Uygulamayı Dockerize Etme Adımları
Herhangi bir uygulamayı Docker ile paketlemek, genellikle birkaç basit adımdan oluşan standart bir süreçtir. Bu sürece “dockerize etme” denir.
- Adım 1: Uygulama Kodunu Hazırlayın: Dockerize etmek istediğiniz uygulamanın kodunu yazın veya mevcut bir projeyi kullanın (Örn: basit bir Python Flask veya Node.js web uygulaması).
- Adım 2: Dockerfile Oluşturun: Projenizin ana dizininde `Dockerfile` adında bir dosya oluşturun. Bu dosyada, uygulamanızın temel alacağı imajı (örn: `python:3.9-slim`), gerekli bağımlılıkları kuracak komutları ve uygulamanızı başlatacak komutu belirtin.
- Adım 3: Docker İmajını Oluşturun: Terminalde projenizin dizinine gidin ve `docker build -t benim-uygulamam .` komutunu çalıştırarak Dockerfile’dan imajınızı oluşturun.
- Adım 4: Konteyneri Çalıştırın: `docker run -p 5000:5000 benim-uygulamam` gibi bir komutla imajınızdan bir konteyner başlatın. Artık uygulamanız, tarayıcınızdan veya bir API istemcisi üzerinden erişilebilir durumdadır.
Güvenilir Docker Hosting ve Yönetimi İçin Neden İHS Telekom’u Tercih Etmelisiniz?
Docker teknolojisi, uygulama dağıtımını ve yönetimini basitleştirse de, bu konteynerlerin üzerinde çalışacağı altyapının performansı, güvenliği ve güvenilirliği kritik öneme sahiptir. Doğru hosting sağlayıcısını seçmek, Docker’ın sunduğu avantajlardan tam olarak yararlanabilmeniz için atmanız gereken en önemli adımlardan biridir. İHS Telekom, bu ihtiyaçları karşılamak üzere tasarlanmış çözümler sunar.
Docker Uyumlu Yüksek Performanslı Sunucu Altyapısı
Konteynerlerinizin hızlı ve kesintisiz çalışması, temelindeki donanımın gücüne bağlıdır. İHS Telekom, en yeni nesil işlemciler, yüksek hızlı NVMe SSD depolama birimleri ve güçlü ağ altyapısı ile donatılmış sunucu kiralama hizmetleri sunar. Bu yüksek performanslı altyapı, Docker konteynerlerinizin minimum gecikme ve maksimum verimlilikle çalışmasını sağlayarak uygulamalarınızın en yoğun anlarda bile sorunsuz hizmet vermesini garanti eder.
Uzman Teknik Destek ve Danışmanlık Hizmetleri
Docker ve konteyner teknolojileri karmaşık olabilen bir ekosisteme sahiptir. Kurulum, yapılandırma, güvenlik veya ölçeklendirme aşamalarında profesyonel bir desteğe ihtiyaç duyabilirsiniz. İHS Telekom’un deneyimli teknik destek ekibi, Docker konusundaki uzmanlığıyla size 7/24 yardımcı olmaya hazırdır. Sadece sorun gidermekle kalmaz, aynı zamanda altyapınızı en iyi uygulamalara göre yapılandırmanız için danışmanlık hizmetleri de sunar.
Güvenlik ve İzolasyon Odaklı Çözümler
Güvenlik, sunucu yönetiminin en önemli önceliğidir. İHS Telekom, altyapısını en güncel güvenlik standartlarına göre yapılandırır. Gelişmiş Firewall çözümleri, DDoS koruması ve düzenli güvenlik denetimleri ile sunucularınız ve üzerindeki Docker konteynerleriniz dış tehditlere karşı korunur. Ayrıca, sunulan SSL Sertifikası hizmetleri ile uygulamalarınız ve kullanıcılarınız arasındaki veri iletişimini şifreleyerek tam bir güvenlik sağlarsınız.
Esnek ve Ölçeklenebilir Hosting Paketleri
İşletmenizin ve uygulamalarınızın ihtiyaçları zamanla değişebilir. İHS Telekom, bu değişime ayak uydurabilecek esnek ve ölçeklenebilir hosting paketleri sunar. Küçük bir projeyle başlayıp daha sonra trafiğiniz arttıkça kaynaklarınızı kolayca artırabilirsiniz. VDS, bulut sunucu veya fiziksel sunucu gibi farklı seçenekler arasından projenizin gereksinimlerine en uygun çözümü seçerek hem maliyetten tasarruf eder hem de uygulamanızın büyümesine paralel olarak altyapınızı sorunsuzca genişletirsiniz.
